Skip to content

S.S.S

Önemli : Sıkça Sorulan Sorular, tıp eğitimi olmayan vatandaşa yönelik basitleştirilerek hazırlanmıştır.

Hastaların klinik değerlendirilmesinde aile öyküsü önemli yer tutmaktadır.Kalp ve damar hastalıkları dünyadaki ölümlerin başlıca nedenleridirler.Kalp ve damar hastalıkları için birçok risk faktörü tanımlanmıştır.Diyabet, hipertansiyon, sigara kullanımı, aile öyküsü,  hiperkolesterolemi bu risk faktörlerinin başında gelen nedenlerdir.

Ailesinde kalp hastalığı hikayesi olanların kalp hastalıklarına yakalanma oranları normal toplum ortalamasına göre 2-10 kat artmıştır.Bu nedenle ailesinde kalp hastalığı olanlar hiçbir kardiyak sorunu olmasa dahi uygun bir klinikde kalp hastalıkları açısından değerlendirilmelidirler.

Ailesinde kalp hastalığı öyküsü olanlar tansiyonlarını takip etmeliler, açlık kan şekerlerini ölçtürmeliler, kan kolestrol düzeylerini ölçtürmeliler ve bunlarda anormal düzeyler saptanması halinde uzman görüşü almalılardır.Eğer sigara kullanıyorlarsa sigaranın bırakılması gerekmektedir.Sigaranın bırakılmasını kolaylaştırmak için sigara bıraktırma poliklinikleri kurulmuştur.

Dünyadaki ölümlerin bir çoğu ani ölüm olarak tanımlanan daha öncesinde hiçbir sağlık sorunu olmayan bireylerin birdenbire kaybedilmesi nedeniyle olmaktadır.Bu kayıplarında en sık nedeni kalp krizleridir.Ailesel öyküsü olanlar kalp krizi açısından yüksek risk altındadırlar. Genetik yapı özellikle ailede birinci dereceden akrabalarda varsa etkisini gösterir. Aileden gelen kalp kökenli hastalık, erkeklerde 45, kadınlarda 55 yaş öncesi ani ölümle sonuçlanmışsa gelecek nesilin sürekli kontrol altında tutulması gerekir. Bu durum ileriki nesil için % 25 oranında kalp krizi tehlikesi anlamına gelir.

Ani ölümlerin kalp krizinden başka da bir çok kardiyak nedenleri vardır. Bazı nadir görülen ailesel geçişli hastalıklar, sağlıklı genç bireylerde ani ölüme neden olabilmektedir. Bu açıdan yüksek riskli hastalar çeşitli tanı yöntemleriyle saptanabilmektedir. Bu nedenle özellikle yakın akrabalarını beklenmedik ani ölümlerle kaybedenlerin bir kardiyoloji merkezinde değerlendirilmeleri gerekir..Kalp sağlığı açısından kontrollerin yaptırılması, hem kalp hastalıklarının gelişmesini ve ilerlemesini, hem de ani ölümü engellemek için yapılması gereken ilk harekettir.

Aile öyküsü olanların yaşam şekillerinede dikkat etmeleri gerekmektedir.Bireylerin düzenli beslenmeleri, sigaradan uzak durmaları, ‘fast food’lardan uzak durmaları, kolestrol düzeyi yüksek, yağlı öğünler yerine sebze ve meyve ağırlıklı daha hafif besinler tüketmeleri, sedanter yaşamdan uzaklaşıp kısa süreli yürüyüşler dahi olsa fiziksel aktivite yapmaları kalp hastalıklarına karşı koruyucu önlemlerin başında gelir.

Daha öncede bahsedildiği  üzere kalp hastalıkları sadece çevresel veya kişinin kendi hastalıklarından ötürü gelişmemekte ve bu nedenle ailesinde kalp hastalığı öyküsü olan bireyler 20’li yaşlarda eğer bir sorun tesbit edilmediyse 5 yılda bir, 30’lu yaşlarda 3 yılda bir, 40’lı yaşlarda 2 yılda bir ve 50’li yaşlarda artık yılda bir kardiyoloji kontrolünden geçmek gerekir. Bu kontroller sağlıklı, kalp hastalığı olmayan insanlar içindir. Ancak kalp hastalığı, şeker, yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği varsa 6 ayda bir kontrol daha uygun olur.

 

 

Aort kapağı sol karıncık ile aorta arasında bulunan yarımay şeklinde (semilunar yapıdaki) 3 yaprakçıktan  oluşan bir kapaktır. Erişkinde çesitli etyolojik nedenlerle aort kapağında patolojik bozukluklar ortaya çıkabilir.

Bu patolojiler aort darlığı, aort yetmezliği veya aort darlık + yetmezligi şeklinde olabilir. Doğuştan bazı insanlarda 2 yaprakçıklı olabilmektedir. Aort darlığı (stenozu) doğuştan (konjenital): Supravalvular, Subvalvular, Valvular, ya da sonradan: Akut romatizmal ateş ve diğer nedenlere bağlı olarak görülmektedir. Şiddetine göre aort darlığı üç tiptir; Şiddetli (kapak alanı<0.7 cm2), orta (kapak alanı 0.7–1.2 cm2) ve hafif (kapak alanı >1.5 cm2).

Aort stenozu

Aort stenozu 5 /10,000 oranda görülen nadir bir hastalıktır. Orta ileri yaşlara kadar semptom vermez. Doğuştan 2 yaprakçıklı kapak zemininde hastalık daha kolay gelişir. Aort kapağı açıklığının daralmasıyla karekterize olan aort darlığı erişkinde görülen kalp kapak hastalıkları arasında prognozu en kötü olan patolojidir. Aort kapakta bazı nedenlerden dolayı darlık olabilir. Semptomatik hastaların tamamı tedavi edilmedikleri takdirde 5 yıl içinde kaybedilirler. Sol ventrikül çıkım yolundaki darlık nedeniyle sol ventrikul sistolik basıncı yükselir, subendokardial bölge kan dolaşımı bozulur (kalp damarlarına gelen kan da azalacağından kalp kası kanlanması da bozulur) ve bunlara sekonder olarak sol karıncık büyümesi (ventrikül konsantrik hipertrofisi) gelişir. Bu degişikliklere bağlı olarak hastalarda bayılmalar (senkop), ritm bozukluğu (aritmi), eforla gelen göğüs ağrısı (angina pektoris), ve kalp yetmezligi bulguları ortaya çıkabilir.

Belirtiler; bayılma, çalışma yaparken çabuk yorulma, iş yaparken nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, baş dönmesidir.
Nedenler

· Akut romatizmal ateş
· Dejeneratif Aort darlığı
· Enfektif endokardit
· Bikuspit aorta (konj)

Ameliyat Gerekçeleri

· Klinik semptomların bulunması (senkop, kalp yetmezligi vs.)
· Aort kapak alanının 0.7cm2/M2 ‘den az olması
· Sol karıncık ile aorta arasında normalde var olmayan bir basınç farkının (Transvalvuler sistolik mean gradientin) 50 mmHg’den fazla olması

Cerrahi Tedavi

Aort darlığının cerrahi tedavisi genellikle kapak replasmanı ile olur. nadir vakalarda onarım yöntemleriyle (Davids Prosedürü) darlık giderilebilir. Kapak replasmanı mekanik protez, biyolojik protez, (xenogreft) veya kadavradan alınan homogreftlerle yapılabilmektedir. Aort kapak cerrahisine baglı ölüm oranı % 3-5 arasında bildirilmektedir.

Aort yetmezliği


Aort kapağının kalbin gevşemesi sırasında (diyastol) tam olarak kapanamaması nedeniyle aortadan sol karıncığa kanın geri kaçması (regürjitasyon) anlamına gelmektedir. Bu nedenle diyastol sırasında aorta ve sistemik arterlerde basınç düşerken sol ventrikülde volüm fazlası nedeniyle basınç yükselir. Artan diyastolik volüm ve basınç bir sonraki kasılmada (sistol) ventrikülün daha kuvvetli bir kontraksiyon yapmasına, dolayısyla sistolik arteriyal basıncın yükselmesine neden olur. Artan sistolik basınç ve azalan diastolik basınç nedeniyle ikisinin farkı demek olan nabız basıncı yükselir. Artan nabız basıncı aort yetmezliği kliniğinde görülen arterlerin dansı (dans des arteres), tüfek patlaması (pistol shot) vs. gibi bulguların ortaya çıkmasına neden olur. Aort yetmezliği edinsel valvüler hastalıklar arasında prognozu en iyi olan patolojidir. Görülme oranı 5 /10,000 dir. Erkeklerde 30 - 60 yaşları arasında sıktır. Aort yetmezlikli hastaların tedavi edilmedikleri takdirde % 50 sinin 10 yıl yaşayabildikleri bilinmektedir.
Hastalarda nefes darlığı, bayılmalar, göğüs ağrısı ve hafif kalp yetmezliği görülebilir. Kalpte şiddetli kan geçiş sesi vardır. Ağır durumlarda kapakçık değiştirilerek kesin tedavi yapılır.

Belirtiler (Semptom)

· çarpıntı,
· hissedilen güçlü nabız,
· düzensiz nabız, bayılma,
· özellikle iş yaparken güçsüzlük,
· nefes darlığı,
· yorgunluk,
· göğüs ağrısıdır.

Nedenler

· Romatizmal kalp hastalıkları
· Ascenden aort anevrizmaları
· Enfektif endokardit
· Marfan sendromu(kromozomal bir hastalık)
· Aort disseksiyonları
· Konnektif doku hastalıkları (Reiter sendromu, lupus vs. )
· Sifiliz
· Künt travmalar

Ameliyat Gerekçeleri

· Klinik belirtilerin bulunması (senkop, kalp yetmezligi angina .)
· Diastolik tansiyonun 50 mmHg den küçük olması
· Nabız basıncının 100 mmHg den fazla olması
· Angiokardiografik olarak 3-4 derece kaçak olması
· Sol ventrükül diastolik çapının artması

Cerrahi Tedavi
Aort Yetmezliğinde cerrahi tedavi aort darlığında olduğu gibi kapak replasmanı şeklinde olur. Aort yetmezliği ile birlikte çıkan aortada (ascenden aorta)’da balonlaşma (anevrizma) veya yırtılma (disseksiyon) varsa bu durumda aort kapağı ile birlikte çıkan aortanın da sunni bir greftle değiştirilmesi (replasman) gerekmektedir (Benthall De Bono veya Cabrol ameliyatları).

 

 

Normalde insan kalbinde sağ kulakçığın yanında yer alan sinus düğümünden kalbin elektriksel sistemine uyarılar gönderilirek kalp belli bir hızda çalışır. Normal kalp hızı dakikada 60 ila 100 atım arasında değişmektedir. Sinus düğümünden kaynaklanan uyarılar, önce kulakçık ve karıncıkların arasında yerleşmiş olan atriyoventriküler düğüme gelir, oradan geçişine izin verilen uyarılar karıncıklara sağ ve sol fasikül adını verdiğimiz bağlantılarla purkinje lifleri adını verdiğimiz uç sonlanımlarla kalp kası içerisine dağılarak uyarıyı taşırlar. Gelen uyarılar neticesinde kalp kasılır, sonrasında gevşer. Bu dönemler dakikada yaklaşık 60-100 kez tekrarlanır ( dönem hızı sinus düğümü tarafından belirlenir.) Kalbin bu normal düzeni dışında atması, fazla atması, az atması veya hiç atmaması durumlarının hepsi aritmi yanı anormal kalp ritmi olarak adlandırılır.

Aritmi koroner arter hastalığı, kapak hastalıkları, kalp yetmezliği gibi kalp ile doğrudan ilgili hastalıklar ya da zehirlenmeler ve hipertiroidizm (tiroid bezinin fazla çalışması) gibi vücutta gelişen genel hastalıklar sonucunda ortaya çıkabilir.

En önemli belirtileri halsizlik, çarpıntı, nefes darlığı, bayılmadır. Belirtilerin şiddeti hastalığın şiddetine göre değişir. Nabız yüksek veya düşük olabilir. Hasta kendini oldukça yorgun hisseder. Bunların dışında baş dönmesi, göz karaması, göğüs ağrısı, baygınlık ve bayılma gibi bulgular görülebilir.AIkol ve sigara kullanımı, stres ve kafeinli içecekler (özellikle enerji içecekleri) gibi aritminin nedenleri arasında yer alan faktörlere sahip olmak, özellikle ritm bozuklarının ortaya çıkmasına neden olabilir.

Çarpıntı, baş dönmesi, göz kararması, bayılma gibi yakınmaları olan hastalar mutlaka kardiyoloji uzmanına başvurmalılardır. Kardiyoloji uzmanı değerlendirdiği hastadan bazı tetkikler ister. Elektrokardiyografi (EKG) bunların başında gelir. Bunun dışında 24 saat ( hatta 48 saat) boyunca kalp ritmini kaydeden holter cihazıyla gerekli inceleme yapılır. Uzun süreli kayıtlar için ve holterde yakalanamayan olası ritm problemleri için kalp ritim kayıtları amaçlı olay kayıt cihazı kullanılır. Kan testleri ile kandaki mineraller, tiroid hormonları, kan sayımları incelenir. Gerekirse hastanın efor durumu incelenir ve efor testleri yapılır. Altta yatan yapısal kalp hastalığı saptamak amaçlı ekokardiyografı istenebilir.

Aritminin tedavisi için öncelikle artimi şeklinin belirlenmesi, tanısı gerekir. Tanı sonrası tedavide sıklıkla ilaçlar, kalp pilleri, kalp içi şoklayıcı cihazlar (ICD, kardiyak defibrillator), kalp içerisinde ritm problemini yaratan odağın saptanması için elektrofizyolojik çalışma ve ablasyon yani "yakma" tedavileri uygulanabilir. Radyofrekans dalgaları dediğimiz yöntemle yakma tedavisi ilaç tedavisinin etkisiz kaldığı taşikardi tedavilerinde kullanılır. Bu işlemden sonra bir süre aspirin kullanılır ve pıhtı oluşumu engellenir.Tam yakma sağlanabilirse hasta ömür boyu ilaç kullanmaktan kurtulmuş olur.Hastaların birçoğunda ilaç tedavisi uygulanır. Fakat bu ilaçların yan etkileri fazladır. Dozunun iyi ayarlanması gerekir. Bunun için düzenli aralıklarda EKG testleri yapılır. Kalbin doğal elektrik sisteminde kalıcı problemler mevcutsa ve hastanın yakınmaları oluyorsa kalıcı kalp pili takılabilir. Bunların dışında kalp şoklayıcı cihazlar "kardiyak defibrilatörler" kullanılır. Karıncıklardan kaynaklanan aritmilerde ani ölümleri önlemek için tercih edilir. Cihaz, göğüs bölgesine kasın içine konur. Kablolar ise damar içinden kalp içine yerleştirilir ve bu şekilde cihaz tarafından kalp ritmi kontrol altına alınır. Gerekirse elektrik şoku verir ve ritm problemini düzeltir ve hastayı ani ölümden kurtarır.

Göz kararması, baş dönmesi, çarpıntı, halsizlik, yorgunluk, bayılma, baygınlık gibi yakınmaları olan kişiler mutlaka bir kardiyoloji hekimine başvurmalılardır. Özellikle özellikle dikkat gerektiren işlerde çalışan kişiler (şoförler, pilotlar gibi...) bu yakınmalarına hassasiyet göstermelilerdir. Hastaların tetkikleri neticesinde bir ritm problemi tespit edilirse, kardiyoloji hekimi hasta ile konuşarak uygun tedavi planını çizer. İlaç tedavisi başlanmış olan hastalar, takiplerine düzenli olarak gelmeli, eğer pil veya kalp içi şoklayıcı cihaz takılmış ise rutin cihaz kontrollerini yaptırmalılardır. Mevcut tedaviye rağmen halen yakınmaları devam ediyorsa mutlaka hekimlerini haberdar etmelilerdir. Bazı ritm problemlerinde (atriyal fibrillasyon ve flatter) hekimler hastalara, kalp içerisinde pıhtı oluşmasını engellemek için, şu an için pek alternatifi bulunmayan, etkin ancak doz ayarlanması zor ve diğer ilaçlarla kullanımı ile etkileşebilecek warfarin tedavisi (Coumadin) önerebilirler. Hastaya bu tedavi ile ilgili riskler hekimleri tarafından anlatılacaktır. Hasta eğer rutin ve sık aralıklarla takibe gelebilecekse bu ilacı kullanmalıdır. Bazı kalp ritm problemleri alkol, sigara ve kafein (özellikle enerji içecekleri) ile rahatlıkla tetiklenebilir. Bilinen ritm problemi olan hastalar mutlaka bunlardan uzak durmalılardır.

 

Ateroskleroz, en basit şekliyle yağ moleküllerinin arter(atar damar) duvarına yapışarak orada birikmesi durumudur. Ateroskleroz nedenleri tesbit edilip, tedavi edilebildiği takdirde durdurulabilen veya geriletilebilen sadece koroner damarları değil tüm arteryel yapıları tutabilen ve etkileyen sistemik bir hastalıktır. Ateroskleroz ilk olarak çocukluk çağından itibaren damar duvarında yağlı çizgilenmeler şeklinde başlar ve yaşla birlikte ileleme gösterir. Fakat yüksek tanisyon, sigara, şeker hastalığı gibi damar duvarı hasarına neden olan durumlarda, hasarlanmış damar duvarında kolesterol parçacıkları daha kolay birikir ve eşlik eden hücresel reaksiyonlarla ateroskleroz gelişimi hızlanır. Bu oluşan birikim gittikçe büyümeye başlar ve belir bir süre sonra damar lümenine doğru ilerleyerek damarın içinden geçen kan akımını engellemeye başlar ve doku, organlara ihtiyacından daha az kan gitmeye başlar. Aterosklerotik plaklar kan akımını engellemenin dışında, küçük parçaların kopup beyine ilerlemesiyle felç durumuna yol açar. Kalp damarlarındaki plaklarda kalp kasına giden kan akımını engelleyerek göğüs ağrısına, kalp krizine ve kalp yetmezlğine yol açabilir.

Aterosklerozun belli başlı risk faktörleri:

-  Kolesterol Yüksekliği

-  Yüksek Tansiyon

-  Şeker Hastalığı

-  Şişmanlık

-  Sigara

-  Fiziksel aktivite azlığı

-  Stress

-  Genetik Faktörler

-  İleri Yaş

 

Aterosklerozun tedavisinda öncelikle risk faktörleri kontrol edilmelidir.

-  Sigara kesilmesi

-  Sebze ve meyvelerden zengin, orta derecede protein içeren, lipid profilini olumlu yönde etkileyecek, yeterli kalsiyum ve mineral içeriğine sahip bir beslenme alışkanlığının yerleştirilmesi

-  Şişmanlığın önlenmesi .Bireyler uygun diyet ve düzenli fizik aktiviteyle zayıflatılmalıdır.

-  Her yaşta fizik aktivitenin arttırılması ve spor yapılmasının desteklenmesi.

-  Kan basıncı ve kolesterol değerleri belli aralarla kontrol edilmeli.

-  Sosyopsikolojik etkenler olumlu yönde değiştirilmelidir.

-  Hipertansiyon, diabet ve hiperlipidemi mevcut ise doktor kontrolü altında ilaç tedavisine başlanmalı ve öneriler doğrultusunda tedavi edilmeli

-Tuz ve alkol alımı kısıtlanmalı, yüksek kolesterol içeren dietlerden uzak durulmalı.

 

Damarlarınızda tıkanmaya yol açabilecek pek çok etmen vardır. Diyabet de bunlardan biridir. Kolesterol vücut tarafından yapılan bir maddedir. Hayvanlardan elde edilen bazı gıdalar da kolesterol içerir. Kolesterol çok yükseldiği zaman geniş damarların içi daralır ya da tıkanır. Diabetik hastalar kolestrol yüksekliğine daha duyarlıdırlar ve bu duruma "damar tıkanıklığı" denir.Daralmış ya da tıkanmış damarlar kan akımını engeller ve bu da çeşitli sorunlara yol açar.

DAMARLAR TIKANINCA NELER BEKLENİR?

Damarlar daralınca ya da tıkanınca pek çok ciddi sağlık problemi yaşayabilirsiniz:

1-)Göğüs ağrısı (anjina): Anjinada göğüs, kol, omuz ve sırtınızda ağrılar olur. Kalp atışlarınız hızlandığında mesela egzersiz yaparken ağrınız artar. Dinlenme halindeyken azalır. Kendinizi halsiz hissedersiniz. Eğer tedavi olmazsanız ağrılarınız sık sık tekrarlar. Diyabet kalp sinirlerinizde hasara neden olmuşsa göğüs ağrısı hissetmeyebilirsiniz.

2-)Kalp krizi: Kalbe yakın ya da kalbin içindeki damarlardan biri bloke olduğunda (tıkandığında) "kalp krizi" meydana gelir. Kalp kasının bir bölümüne yeterli kan gitmez, kalbin o bölümü beslenemez ve kalp zayıflar. Kalp krizi esnasında göğüs ağrısına bulantı, hazımsızlık, aşırı halsizlik ve terleme eşlik eder.Ancak diyabetik hastalarda “kalp krizi” esnasında hiç göğüs ağrısı hissedilmeyebilir.Bu nedenle diyabetik hastalar için kalp kontrolü hayati önem teşkil eder.

 

Diyabetli kişilerin çoğunun tansiyonu yüksektir. Diyabete bağlı kalp, göz ya da böbrek problemleriniz varsa, yüksek kan basıncı, bu rahatsızlıkları daha da arttırabilir.Diyabetliler için ideal tansiyon 130/80 mmHg'nın altıdır. Yüksek tansiyonunuz varsa doktorunuzia görüşerek nasıl düşüreceğinizi öğrenin. Doktorunuz tansiyon düşürücü ilaçlarınızı nasıl almanız gerektiğini size anlatacaktır. Bazı tansiyon düşürücü ilaçlar aynı zamanda böbrek sağlığınızı korumaya da yöneliktir.

Bunların dışında diyabetin kalp üzerinde birçok etkisi vardır. Daha önce bahsedildiği üzere diyabet hastaları kalp kontrollerini aksatmadan düzenli bir biçimde yaptırmalıdırlar.

 

 

DİYABET VE KALP HASTALIKLARI

Toplumda şeker hastalığı olarak bilinen diyabet ikiye ayrılmaktadır:

1-)Tip 1 Diabetes Mellitus: Çok genç yaşlarda başlar.Pankreasta üretilen insülin miktarı çok düşüktür veya üretim tamamen durmuştur.Tedavide mutlak insülin kullanılır.Ailede diabet  çoğunlukla yoktur.Vücudun kendi savunma sisteminde gelişen ve pankreasta insülin yapan hücrelerin  tahribatı ile sonuçlanan otoimmun bir sorundur.Belirtiler genellikle ani başlar.Genellikle zayıflıkla birliktedir.

2-)Tip 2 Diabetes Mellitus: Genellikle 35-40 yaş üstü şişman hareketsiz yaşam tarzı olan kişilerde görülür.Burada insülin eksikliğinden çok insülinin kullanılamaması rol oynar.Belirtiler yıllar içinde yavaş gelişir.Çoğunlukla ailede diabet vardır.

Diabet bir çok organı etkilemekte ve hastaların yaşam kalitelerini anlamlı derecede azaltmaktadır.Diabetik hastalarda ölüm nedenlerinin başında kalp ve damar hastalıkları gelmektedir.Bu nedenle diabetik hastaların uygun kliniklerde rutin olarak kalp ve damar hastalıkları açısından takip edilmeleri gerekmektedir.

Diabetes Mellitus Ve Kalp Sorunları

Kanda glukoz (şeker) miktarının uzun süreli olarak yüksek olması (hiperglisemi) diyabet sorunlarına yol açar. Yüksek kan şekeri kalp ve kan damarlarını bozarak kalp krizi ve inmeye neden olabilir.Bu iki durum diyabetin en korkulan sonuçlarıdır.Biz burda özellikle kalp krizi ve diğer kalp damar hastalıklarından bahsedeceğiz.

 

 

Kalpten pompalanan kanın organlara ulaşıp onlara oksijen ve besinleri götürebilmesi için atar damarların içinde belirli bir basınçla iletilmesi gereklidir. Kan Basıncı yani tansiyon, damar yatağındaki kanın akım sırasında damar duvarlarına yaptığı basınçtır. Kalp tarafından pompalanan kan miktarı ve damarların bu akıma karşı oluşturduğu dirence bağlıdır. Kalbin her kasılmasında içindeki kan atardamarlara pompalanır. Bu durum atardamarlar içerisindeki basıncı yükseltir. Kalp atımları arasında ise bu basınç azalır. Tansiyon aleti ile ölçülen değerlerden yüksek olanına "büyük" veya "sistolik" kan basıncı, daha düşük olanına ise "küçük" veya "diyastolik" kan basıncı adı verilir.

Hipertansiyon basit olarak yüksek kan basıncı , daha doğru söylemek gerekirse kanı kalpten dokulara taşıyan damarların kan basıncı demektir. Kan basıncı, hastaya ait özellikler (yaş, cinsiyet, ırk gibi) ve fiziksel durumdan (istirahat, efor gibi) etkilenir. Hipertansiyon tanısı koymak için üç ayrı günde en az iki kan basıncı ölçümü yapılmalıdır Hipertansiyon sistolik kan basıncının (büyük tansiyon) 140 mm Hg, diastolik kan basıncının (küçük tansiyon) 90 mm Hg'nin üzerinde olmasıdır. Hipertansiyonda sadece büyük tansiyon veya sadece küçük tansiyon normal sınır değerlerini aşıp yükselebilir, ama hastaların büyük çoğunluğunda her iki değer de yükselmiştir.

Hipertansiyon nedenleri arasında böbrek hastalıkları (böbrek damarlarında daralma, nefrit gibi), endokrin hastalıklar (guatr, hormon salgılayan tümörler gibi), iç salgı bezlerinin hastalıkları, bazı doğumsal kalp hastalıkları sayılabilir. Vakaların yüzde 90'mı oluşturan esansiyel hipertansiyonda kalıtımın (soya çekim) büyük etkisi vardır. Çevresel etkenler, besinlerle alınan tuz, şişmanlık, stress sadece genetik                            duyarlılığı olan bireylerde etkili görünür.

Hipertansiyon genellikle komplikasyonları gelişinceye kadar belirti vermez. Öte yandan, hipertansiyon bazı hastalarda yakınmalara yol açar. Bunlardan en sık karşılaşılanı özellikle sabahları olan ve enseden öne doğru gelen baş ağrısıdır. Bunun dışında, yüzde hissedilen sıcaklık basmaları ve kızarmalar, eskiye oranla yol yürürken, merdiven çıkarken zorlanma ve nefes darlığı, bazen çok sık idrara çıkma ve gece uykudan kalkıp idrara gitme, bacaklarda şişlik bu belirtilerden,bazılarıdır.

Kan basıncı yıllar boyunca normalden yüksek olursa damarlar zedelenebilir. Atardamarın çeperi sertleşip kalmlaşabilir ve sonuçta daralmalarına, esnekliklerini yitirmelerine ya da daha az bükülebilir hale gelmelerine yol açar. Bu durum damar sertliği (ateroskleroz) adıyla bilinmektedir. Bir atardamar çok fazla daralırsa, yeterince kan geçemez ve beslenmesi o atardamara bağlı olan vücut bölümü kana ve taşıdığı çok önemli oksijene aç kalır. Atardamar daraldıkça kan pıhtısı (tromboz) oluşma eğilimi artar, bu da damarın tümden tıkanmasına ve beslediği vücut bölümünün ölmesine yol açabilir. Hasar gören damarların beslediği organlarda da önemli problemler ortaya çıkar. Beyne kan ve oksijen taşıyan bir atardamarın daralması, bu atardamarın kan taşıdığı beyin bölgesinde geçici işlev kaybına neden olur; bu, geçici iskemik atak (GİA) adıyla bilinir. Atardamarın bir pıhtıyla kalıcı şekilde tıkanması, beyinde o bölümün ölümü ve inmeyle sonuçlanır. Böbreklere kan taşıyan damarların etkilenmesi, giderek artan böbrek haşarıyla sonuçlanabilir. Gözlerdeki küçük kan damarları da etkilenebilir, körlüğe neden olabilir.

Kalp, kanla beslenmesi gereken diğer kaslar gibi bir kastır ve kan buraya kalbi besleyen atardamardan (koroner arter) gelir. Kalbi besleyen bu damarlar daralırsa, kalp kasına yeterince kan ulaşamaz. Böylece kalp her zamankinden biraz daha fazla çalışmak zorunda kaldığında, örneğin yokuş yukarı yürüdüğünüzde, kalp kası gereksinim duyduğu kanı ve oksijeni alamaz. Bu, anjina pektoris adı verilen göğüs ağrısına neden olur. Bir koroner arter daralır ve daha sonra kan pıhtısı oluşursa, bu koroner artere bağlı olan kalp bölgesi ölür. Buna  miyokard enfarktüsü ya da kalp krizi adı verilir. Kalp krizine bağlı ölümler yada kalp yetmezliği, ritim bozukları, kalp kapak işlev bozukları gibi sorunlarla kalp krizi sonrası karşılaşılabilir. Yıllar içinde, atardamarlar daralıp hipertansiyon sonucunda esnekliklerini yitirdiklerinde, kalbin vücudun geri kalan bölümlerine verimli bir şekilde kan pompalaması giderek güçleşir. Artan iş yükü zamanla kalpte hasar yaratır ve çalışmasını bozar. Bunun sonucunda kalp yetersizliği ortaya çıkar, akciğerlerde sıvı birikir ve bu da nefes darlığına yol açar. Buna konjestif kalp yetersizliği adı verilir.

 

 

Kalp ve damar hastalıkları için- kabul edilen risk faktörleri, damar sertliğinin oluşumunu ve ilerlemesini hızlandıran faktörlerle aynıdır. Şişmanlık, ileri yaş, sigara, hipertansiyon, şeker hastalığı, kolesterol ve kan yağlarındaki yükseklik, fiziksel olarak hareketsiz yaşam tarzı ve ailede   atardamar hastalığı bulunması risk faktörü olarak kabul edilmektedir.

1. Hipertansiyon:

Kan basıncı yüksekliği ( hipertansiyon) kan damarları ve kalp üzerine direkt etkili faktörlerden biridir. Yaş , eşlik eden hastalık, cinsiyet ve kişiye ait diğer risk faktörleri ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Normal tansiyon sınırı 2 farklı kritere göre 130/85 mmHg, 140/90 mmHg'dir. Hipertansiyon tanısı tek bir ölçüm ile konulamaz. Tanı için uygun koşullarda yapılan birkaç ölçüm gerekmektedir .Hipertansiyonda   öncelikle tuzsuz diyet, kilo verme, yeterli fiziksel aktivite yapılmalı daha sonra hekim önerisi ile diğer risk faktörleri de göz önünde tutularak hastaya uygun ilaç tedaviye eklenmelidir.

2. Sigara ve tütün ürünleri kullanımı:

Her türlü kalp ve damar hastalığının ortaya çıkışında ve seyrinde sigara içenler ve içmeyenler arasında büyük farklar vardır. Sigara tütününü içinde bulunan kimyasal maddeler ve yanma ürünleri vücuda her yönüyle zararlı maddelerdir. Bu zararlar damar sertliği gelişim hızının artması, kanın damar içinde pıhtılaşmasını kolaylaştırması gibi kalp ve damarlarla ilgili zararlardan, akciğer, mesane kanserlerine kadar geniş bir yelpaze içindedir. Tek bir sigara içilmeye başladığı andan itibaren istenmeyen etkileri başlamakta yıllarca vücutta etkilerini sürdürmekte, dolaylı veya direkt yollarla kalp damar hastalıklarına neden olmaktadır. Pasif içicilik de aynı olumsuz etkilere neden olmaktadır.

3. Kandaki yağların (lipitler) seviyelerindeki anormallikler:

Damar sertliğinin hızlı ilerlediği hastaların rutin lipid analizlerinde sıklıkla yüksek trigliserid, yüksek LDL-kolesterol(KÖTÜ) ve düşük HDL-kolesterol(İYİ) konsantrasyonları görülür. Tüm bu anormallikler birbirinden bağımsız olarak damar sertliğine yol açan ve/veya hızlandıran faktörlerdir. Kan trigliseridlerinin 150 mg/dL üzerinde olması da risklidir. HDL alt sınırı erkeklerde 40 mg/dL, kadınlarda 50 mg/dL'dir. Total kolesterol seviyesinin üst sınırı 200 mg, LDL kolesterolün ise 100 mg olarak kabul edilmektedir. HDL kolesterol seviyesinin 55mg üstünde olması ise hastalık riskini azaltmaktadır. Tedavide fiziksel aktivitede artış,ideal kilonun sağlanması, diyette doymuş yağ toplam günlük kalorinin %7'nin ve .kolesterolün 200m/gün altında olması, bunların yanında ilaç tedavisi önerilmektedir.

4.    Aile Öyküsü:

Bu risk hastanın ebeveynlerinden dolayı olan kalıtsal bir risktir. Hastanın babasında 55 yaşının altındayken, annesinde 65 yaşın altındayken saptanmış olan bir kalp-damar hastalığı varsa çocuklarında da damar hastalığı olma riski yüksek demektir.

5. İleri yaş:

Erkeklerde 45 yaş ve üzeri, kadınlarda 55 yaş ve üzeri veya erken menopoz

6. Şeker hastalığı (Diabet):

Amerikan Diyabet Birliği (ADA) açlık kan şekeri için sınırı 100 mg/dL olarak vermektedir. Bunun üstündeki değerlerde hasta prediyabetik veya diyabetiktir. Diyabet damar hastalığı riskini 4-5 kat artırmaktadır. Şeker hastalarında oluşan kalp hastalıkları olmayanlara göre daha risklidir. Kalp damarlarında ve tüm vücut damarlarında tıkanıklığa neden olabilmekte ve hemen hemen tüm organları etkilemektedir. İnme, kalp krizi kalp yetmezliği,böbrek yetmezliği, ayaklarda geçmeyen yaralar, körlük, enfeksiyonlara yatkınlık gibi bir çok istenmeyen duruma neden oloabilir.

7. Şişmanlık (obezite):

Burada özellikle kastedilen bilhassa karın bölgesindeki şişmanlıktır (abdominal obezite). Dünya Sağlık örgütü (WHOf) tarafından kabul edilen kriterlere göre vücut kitle indeksinin (VKİ) 30'un üzerinde (VKİ >30 kg/m2) hesaplanması obezite ve dolayısıyla metabolik sendromun önemli bir belirtisi olarak bildirilmektedir. VKİ hesaplamak için önce boy ölçümünün metre birimiyle karesi hesaplanır. Sonra kilogram olarak ölçülen vücut ağırlığı bu sayıya bölünür. Hesaplanan değer 30'un üzerindeyse obezite olarak kabul edilir. 25'in altındaysa normaldir. Obezite bulgusu olan diğer bir ölçüm de bel ve kalça çevrelerini ölçerek hesaplanmaktadır. Bel/kalça oranının erkeklerde 0.9, kadınlarda 0.85 üzerinde olması obezite sınırlarıdır. Kalori kıstlanması, hayat tarzı değişikliği, egzersiz , bazı hastalarda da ilaç, cerrahi tedavi seçenekler arasındadır.

8. Fiziksel inaktivite ( hareketsizlik):

Fiziksel egzersizin 60 yaş ve üzeri erkeklerde ölüm oranında %50 azalma sağladığı biliniyor. Düzenli yürüyüş yapmama, oturarak çalışma, büro işleri vb durumlarında kalp ve damar hastalıklarına yakalanma ve tedavi sürecinde uzamaya neden olmaktadır.

9. Yeni risk faktörleri:

CRP: İltihabı belirteçtir. Bu değerin yüksek olanlarda ani kardiak ölüm riski fazladır.

Lipoprotein (a), homosistein, fibrinojen,myeloperoksidaz pıhtılaşma ile ilişkili ve aterojenik faktörlerdir. Bu faktörler ile çalışmalar devam etmektedir.

 

 

 

 

Aort denilen atardamardan çıkan koroner arterler kalp için gerekli olan oksijen ve besin maddelerini taşırlar. Koroner arterlerdeki tıkanıklığa bağlı olarak kalbin yeteri kadar oksijen alamayarak ölmesine kalp krizi (miyokard infarktüsü) denir. Vücudumuzda toplam 3 tane koroner arter vardır ve her biri kalbin belli bölgesini besler. Kalp damarlarında bulunan yağlı plakların yırtılması sonucu damar içinde oluşan pıhtı kan akımını engelleyerek kalp krizine neden olur. Kalp krizine neden olan koroner damar tıkanıklığının en önemli sebebi "atheroskleroz"dur. Atheroskleroz, damarlarının içine yağ birikintilerinin oturması demektir. Sigara içenlerde ve kolesterolü yüksek kimselerde bu birikintiler sinsice büyürler ve zamanla koroner damarın içini tamama yakın tıkayabilirler. Bu daralmış yeri aniden küçük bir pıhtı parçası tamamen tıkayabilir. Sonuçta kalbin beslenmesi bozulur ve kalp krizi meydana gelir.Kalp krizine neden olan damardaki tıkanıklık acil olarak tedavi edilip, kan akımı yeniden sağlanmadığı sürece ilgili kalp bölgesindeki hücreler yeterli oksijen alamadığı için ölür ve etkilenen kalp bölgesi kasılma fonksiyonunu kaybeder. Kalp krizinde tıkalı damarda kan akımı ne kadar erken sağlanırsa kurtarılan kalp kası o oranda artar.

Kalp krizi belirtileri nelerdir?

Kalp krizinde en sık görülen belirti göğsün sol tarafında veya ortasında baskı tarzında olan boyna ve kola vuran göğüs ağrısıdır. Ağrı hareket etmekle artar, dinlenirken azalır, fakat geçmez. Ağrı yarım saatten uzun sürer ve ölüm korkusu hissedilir. Ağrıyla birlikte soğuk soğuk terleme, mide bulantısı, nefes darlığı olabilir. Genelde görülen bu şikayetlerin dışında mide bölgesine lokalize yanma tarzında ağrılar olabileceği gibi, göğüs sağ tarafında da ağrı olabilir. Özellikle şeker hastalarında göğüs ağrısı olmaksızın bulantı kusma terleme halsizlik yakınmaları kalp krizine eşlik edebilir. Kalp krizine bağlı olarak oluşan ritm bozuklukları ve tansiyon düşmeleri nedeniyle bayılma görülebilir. Yukarıda bahsedilen semptomları olan hastalar en yakın sağlık kuruluşuna başvurduğu takdirde kalp grafisi ve kan tahlili kontrolleri sonrası kalp krizi tanısı kesinleştirilebilir.

Kalp krizinde tedavi:

Tüm dünyada kabul gören 1. seçenek anjiyografik olarak tıkalı damarın tesbit edilmesi ve ardından yapılacak olan anjiyoplasti+stent işlemleri ile kan akımının sağlanmasıdır. Özellikle ilk12 saat içinde gerektiği durumlarda, geç dönemde yapılacak olan anjiyoplasti+stent işleminin kalp krizine bağlı istenmeyen sonuçları önlediği gösterilmiştir. Eğer hastanın bulunduğu sağlık kuruluşunda veya 3.saatlik mesafede yeralan herhangi bir sağlık kuruluşunda anjiyografi imkanı yoksa hastaya yoğun bakım şartlarında damardan pıhtı eritici ilaçlalar verilerek tıkalı damarda kan akımı yeniden sağlanabilir.

Kalp krizi sonrası yaşamımızda nasıl değişiklikler yapmalıyız?

Kalp krizi sonrası hastalar komplikasyon gelişmediği takdirde 1 hafta içinde taburcu olabilir. Taburculuk sonrası hastalar ev istirahatine devam etmelidir, ilaçlarının önerildiği şekilde kullanmalıdır. Sigarayı bırakmalı, aşırı yağlı dietlerden uzak durmalı, tansiyon yüksekliği varsa tuzu kısıtlamalı, aşırı alkoldan kaçınmalı, doktorun önerdiği dönmeden itibaren düzenli egzersiz yapmalıdır. Kriz sonrası bazı ilaçlar kontrolde kesilebileceği gibi bazı  ilaçlara da  ömür boyu  devam  etmek gerekebilir.Çoğu birey kalp krizi sonrası eski hayatındaki tempoda seks yapabilir. Eğer bu konuda bir sorununuz olursa doktorunuzla görüşmelisiniz. Eğer seksüel temas sırasında göğüs ağrınız olursa doktorunuza bu konuyu bildirmeniz gerekir. Bu cinsel hayatınızın bitmesi anlamına gelmez. Çoğu birey bir ay içinde eski işine dönmektedir. Bu süreç kalbin gördüğü hasarın yaygınlığına bağlıdır. Bazı kişiler kalp krizi sonrası daha az yorucu işlere geçmeyi isteyebilir. Daha az yorucu işlere geçmeye kesin gereksinim olup olmadığının belirlenmesi için kardiyak rehabilitasyon ünitelerinin değerlendirilmesine ihtiyaç duyulabilir. Kalp krizinden sonraki iyileşme sürecinde olanlar, herhangi bir sorunla karşılaşmadan yürüyüş yapabilir, golf oynayabilir, balık tutabilir, yüzebilir ve benzer aktivitelerde bulunabilirler. Egzersiz yapmak gerçekten çok sağlıklı bir şeydir ve kalp hastalarının çoğunluğuna tavsiye edilebilir. Gene de sizin için doğru olan egzersiz miktarını doktorunuzla görüşmeden sakın egzersiz yapmayın. Yağsız rejim yağdan, özellikle et, çok yağlı süt ürünleri ve doymuş yağlardan aldığımız kalorileri azaltmanıza yardımcı olacak bir yemek planıdır. Aynı zamanda yumurta sarısı, sakatat ve öteki hayvani gıdalardan aldığınız koleterolü de düşürecektir. Yağsız diyetin amacı kanınızdaki kolesterolü ve öteki yağlı maddeleri azaltmak ve böylece kalp krizi riskini düşürmektir. Sıvı yağlar ve margarinler doymamış yağ asitleri içeren yağlardır ve tereyağı ve sertleşmiş margarinlerin yerine kullanılmalıdır. Bunun nedeni, doymamış yağların kandaki kolesterol düzeyini azaltmaya eğilimi olmasıdır.

 

Kalp krizi ve inmeyi önlemek için pek çok şey yapabilirsiniz;

1-)Kan şekerinizi kontrol altında tutun. Yılda 2-4 defayaptıracağınız HbA1C testi ile kan şekerinizin durumunu öğrenebilirsiniz. Bu son test son 2-3 aylık kan şekeriortalamasını verir. ideal sonuç % 6.5'in altıdır.

2-)Tansiyonunuzu kontrol altıda tutun. Doktora her gidişinizde ölçtürün. ideal tansiyon130/80 mg / dl'nin altıdır.

3-)Kan yağlarınızı kontrol altında tutun. Yılda en azbir defa kolesterolünüzü ölçtürün.İdeal değerler:  • LDL (kötü) kolesterol: 100 mg / dl'nin  altı.

• HDL (iyi) kolesterol: Erkeklerde 40 mg / dl'nin üstü, kadınlarda 50 mg / dl'nin üstü

• Trigliserid: 150 mg / dı'nin altı

4-)Fiziksel aktiviteyi günlük yaşamınızın bir parçası haline getirin. Haftanın 5 günü en az 30 dakika doktorunuzun tavsiye ettiği şekilde fiziksel aktivite yapın.Her gün yarım saat ya da yemeklerden sonra 10'ardakika yürüyün. Asansör yerine merdiven kullanın.Yakın yerlere araba yerine yaya olarak gitmeye çalışın.

5-)Yediklerinizin "kalp dostu" yiyecekler olmasına dikkat edin.Yulaf, tahıl, meyve ve sebze gibi lifii gıdaları almaya özen gösterin. Yüksek oranda yağ ve kolesteroliçeren et, tereyağı ve yağlı süt ürünlerinden uzak durun.Transyağ barındıran 'fast fcod'lardan mümkün olduğunca az tüketmeye çalışın.

6-)Fazla kilolarınızdan kurtulun. Fazla kilonuz varsa egzersizi artırın. Diyetisyen kontrolünde yağ ve kalori bakımından düşük beslenme programına başlayın.

7-) Sigara kullanıyorsanız en kısa zamanda bırakın. Sigara içilen yerlerden uzak durun.

8-) Hergün bir aspirin alıp alamayacağınızı doktorunuzadanışın. Araştırmalar, hergün alınan düşük doz aspirinin kalp krizi riskini düşürmeye yardımcı olduğunu göstermiştir.

9-) İlaçlarınızı doktorunuzun önerdiği şekilde kullanın.

 

 

Kalp krizi esnasında göğüs ağrısı, kol, sırt, çene, boyun ve solomuza yayılan ağrı hazımsızlık ya da mide ağrısı, nefes darlığı, terleme, bulantı hissedilebilir.Bu belirtilerden biri ya da birkaçını hissediyorsanız hemen ambulans çağırmalısınız.

 

Kalbin ileti sistemindeki ve sinüs düğümü ve atrioventriküler düğüm üzerinde herhangi bir kesinti olması nedeniyle kalbin yavaşlaması halinde hastanın günlük yaşamını sürdürebilmesi için gerekli kalp atışını sağlamak amaçlı vücuda yerleştirilen kalp pillerine ihtiyaç duyulur. Kalıcı kalp pilleri gelişmiş teknoloji ürünleridir ve kalbin çalışmasını sürekli hissederek ihtiyaç halinde, kalp hızı düştüğü zaman devreye girerler. Bazı kalp pili programlan hastanın kalp hızının artması gerektiğinde buna hızlanarak yanıt verirler. Böylelikle hastanın kalp hızı yavaşlamasından dolayı bayılma, fenalık, baş dönmesi, nefes darlığı gibi yakınmalar ortadan kalkar ve hastanın günlük yaşamı da düzelir.

Genelde lokal anestezi ile, göğüste kalbe giden büyük toplar damarların içinden ince tellerin kalbin kulakçık ve karıncıklarından birine (bazı özel durumlarda, kalp yetmezliği hastalarında kalbin toplardamarı olan "koroner sinus" adını verdiğimiz yapıya) veya her ikisine yerleştirilmesi ve bunların göğüste deri altına yerleştirilen bir jeneratöre bağlanması şeklinde yapılır. Genelde 30-60 dakika süren bir işlemdir. Uygulamada bazı istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. Ancak bu işlemlerde istenmeyen durumların riski oldukça düşüktür ve çoğu kez hayati önem taşımaz. Damara girerken akciğer zarının yırtılması, toplardamar yerine iğnenin atar damara girmesine bağlı kanamalar ve ritm bozuklukları bunlardan bazılarıdır. İşlemden sonra yara yeri nadiren mikrop kapabilir. Bunu önlemek için koruyucu antibiyotik tedavisi verilecektir. Uzun sürede bazen elektrod tellerin uygulandığı toplar damarlarda tıkanma ve yüzde, kollarda şişme; göğüs ön kısmında toplar damar ağlarının görünür hale gelmesi gibi durumlar oluşabilir. Nadiren kalp pili takıldıktan bir süre sonra, pil jeneratörü veya kablolar kendiliğinden deri dışına çıkabilir. Böyle bir durumda kalıcı kalp pili cebinin yeniden açılarak onarımı gerekebilir. Kalıcı kalp pili yerleştirildikten sonra genelde hastanın yaşamında önemli bir değişiklik olmayacaktır. Hastalar tekrar işe gidebilirler, ev işlerini yapabilirler, araba kullanabilirler, yolculuk edebilirler, yüzebilirler, hobilerine ve seksüel aktivitelerine devam edebilirler.Ancak kalp pilini olumsuz etkileyebilecek davranışlar açısından hekim hastayı bilgilendirir. Yaşamsal önemi olabilecek kalıcı kalp pili uygulaması gereken hastalarda alternatif bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Ortalama 5-6 yıl kadar sonra pil ömrü tükeneceğinden pil jeneratörünün değişmesi gerekebilir. Pil takıldıktan sonra belli aralarla pil kontrolü mutlaka yaptırılmalıdır. Kalp pili taşıyan insanlar, pil kartlarını her zaman yanlarında taşımalıdırlar. Kart, pilin takıldığı klinikte hastalara verilir. Seyahat ederken hastalar gittikleri yerdeki en yakın klinikleri öğrenmeli ve doktorlarını seyahat edeceklerine dair bilgilendirmelidirler.

Kalp pili taşıyan insanlar yüksek manyetik alana sahip araçların yakınlarında bulunmamalıdırlar. Delme cihazları, yüksek gerilim hatları, baz istasyonları, elektrikli kaynak makineleri ve kuvvetli manyetik alan kullanan MR makineleri gibi araçlar bunların arasındadır.

Kalp pili, evdeki elektronik eşyalardan genellikle etkilenmez ve kalp pili taşıyan kişiler bunları rahatça kullanabilirler. Cep telefonu ve mağaza girişilerindeki metal detektörleri gibi manyetik alana sahip araçların kalp pilerini etkilemeleri olasıdır. Cep telefonu ile konuşması gereken hastalar, telefonlarını, kalp pilinin vücuda takıldığı tarafın ters tarafındaki kulaklarında tutmalı ve vücudun ters tarafındaki bir cepte taşımalıdırlar.

 

 

Kalbimiz yaşamamız için gerekli oksijen ve besin maddelerini taşıyan kanı vücudumuza pompalayan yaşamsal öneme sahip bir organımızdır.Vücudun fonksiyonları için gerekli olan kanın kalp tarafından yeterli düzeyde sağlanamaması durumu kalp yetmezliği olarak bilinir. Sonuç olarak kalp vücudun ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli miktarda oksijen ve besini vücuda pompalayamaz. Bunun sonucunda kalp yeterli kanı pompalamak için gereğinden fazla kan tutmaya başlar, kalp boşlukları gerilir ve kalp içi basınç artar. Bu, başlangıçta dolaşımın devam etmesine yardımcı olur, zamanla kalp kası zayıflar ve güçlü kasılmamaya başlar. Bir korunma mekanizması olarak böbrekler bu duruma sıvı (su) ve tuz tutarak cevap verir.Belli bir sonra vücutta aşırı su, tuz birikimi olur ve bu sebeplerden dolayı kalp yetmezliği semptomları ortaya çıkar

Kalp kaslarında fonksiyon bozukluğu yapan her türlü hastalık, kimyasal maddeler, ilaçlar kalp yetmezliği yapabileceği gibi, altta yatan bir hastalık olmaksızın genetik olarak kalp kasının bozulduğu durumlarda da kalp yetmezliği olabilir. Kalp kaslarının hastalığına genel olarak kardiyomiyopati denir. Kalp damarlarının hastalığı, tiroid hastalıkları, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kronik böbrek yetmezliği, ciddi kalp kapak hastalıları, aşırı alkol tüketimi, bazı kanser ilaçları, kansızlık, vitamin eksiklikleri kardiyomiyopatiye yol açan durumlardandır.

Kalp Yetmezliğinde şikayetler yetmezliğin şiddetine ve eşlik eden hastalıklara göre değişkenlik gösterebilirler. En sık görülen şikayetler:

-Nefes Darlığı:Akciğerlerde kan göllenmesi sonucu oluşan nefes darlığı başlangıçta hareket halinde olur iken zamanla istirahat halinde oluşur. İleri durumlarda hasta nefes darlığı nedeniyle düz yatamaz ancak oturarak rahat edebilir, uyuduğu esnada sık sık nefes darlığı ile uyanır, oturma ihtiyacı hisseder. Öksürük nefes darlığına eşlik edebilir.

-Vücutta şişlik, kilo artışı: Böbreklere daha az kan gitmesi, su ve tuz tutulumuna neden olarak bacak, ayak ve karında şişme (ödem) ve hızlı kilo artışına neden olur.

-Sık idrara çıkma: Özellikle geceleri.

-İştah kaybı ve bulantı

-Sersemlik, yorgunluk ve zayıflık: Önemli organlara ve kaslara kan akışının azalması hastayı zayıf ve bitkin düşürür. Beyin kanlanmasının azalması da bilinç düzeyinde değişikliklere yol açar.

-Hızlı ve düzensiz kalp ritmi: Kalp yeterli kanı vücuda sunmak için her zaman olduğundan daha hızlı çalışır ve kalp boşluklarının genişlemesi htm bozukluğu oluşturabilir.

Ancak kalp yetmezliğinin ağırlığı ile şikayetler arasında her zaman doğru orantı olmaz. Kalp yetmezliğinin ağır olmadığı durumlarda hiç şikayet olmayabilir ve kalp yetmezliği, yalnız muayene ve bir takım laboratuar tetkikleri ile fark edilebilir. Bazen ise ileri derecede KY olduğu halde fazla şikayet olmayabilir.

KY nasıl tedavi edilir?

Kalp yetmezliği tedavisi için farklı seçenekler mevcuttur. Tedavide prensip, öncelikle hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak veya altta yatan nedeni tedavi etmek, (böylece ölüm riskini ve hastaneye yatışı azaltmak) şikayetleri azaltmak ve hayat kalitesini arttırmaktır.

 

Tedavi;

-Kalp yetmezliğine neden olan faktörlerin ortadan kaldırılması ve tedavi edilmesi.

-Yaşam tarzı  değişiklikleri: Diyette tuz kısıtlaması, aşırı kilodan kaçınılması, sigaranın bırakılması, düzenli egzersiz yapılması, alkolün bırakılması

-Doktorlar tarafından önerilen ilaç tedavisine uyulması ve düzenli aralıklarla şikayet olmasa dahi kontrollere gidilmesi.

-Fayda görebilecek hastalarda kapi pillerinin uygulanması

-Son evre kalp yetmezliği nedeniyle kalp nakli programına alınan hastalar da dışarıdan kalbi destekleyen cihazlar uygulanması

-İlaç tedavisine rağmen şikayetleri kontrol altına alınamayan hastalara kalp nakli yapılması

 

 

-İlaçlarınızı düzenli kullanın,

-Doktorun önerdiği şekilde yaşam tarzınıza dikkat edin,

-Kan basıncınızı kontrol altında tutun (KY'de salgılanan bazı hormonlar kan damarlarının büzülmesine ve kan basıncının artmasına yol açar. Bu ise kalbin daha fazla çalışmasına neden olup kalbin iş yükünü arttırır.),

-Doktorunuza düzenli kontroller için başvurun, (Kontrollerde doktorunuz durumunuzu takip ederken sizden kilo kaydınızı isteyebilir. Sorularınız varsa bir kağıda not ederek yanınızda getiriniz. Acil bir sorunuz varsa hemen doktorunuzu arayınız.Ek ilaç kullanmanız gerekirse kalp doktorunuza sorunuz. İlaçların düzenli bir kaydını yaparak her zaman kontrollerinize getiriniz.)

-Günlük tuz ve sıvı tüketimi doktor kontrolü altında düzenlenmeli.

-Şikayetlerinizi  takip  edin,   (Şikayetleriniz  artarsa   hemen  doktorunuza   haber verin. Durumunuzun acil müdahale gerektirecek kadar ağırlaşmasına izin vermeyin.)

-İlaçlarınız size nasıl önerildiyse öyle alın (İlaçlar kalbin kanı pompalamasını kolaylaştırır, kalbiniz üzerindeki stresi azaltır, KY'nin ilerlemesini azaltır ve sıvı tutulmasını önler. Bu ilaçların   çoğu   vücuda   zararlı   hormonların   salgılanmasını   önler.   Bu   ilaçlar   kan damarlarınızın genişlemesini sağlayarak kan basıncınızı düşürürler.)

-Doktorların önerdiği düzeyde düzenli egzersiz yapılmalı,

-Solunum yolu enfeksiyonlarından korunmalı, yıllık grip aşıları yapılmalı,

-Duygusal ve psikolojik destek: KY tüm aile için zor bir durumdur. Sorularınız var ise doktorunuza danışın.

 

 

KALBİN DOĞUMSAL DELİKLERİ

Kalp dört odacıktan oluşur. Bunlardan iki tanesi üstte kulakçıklar, iki tanesi altta karıncıklar adını alır. Kalbin Sağ kulakçık ve karıncığında vücudun toplar damarlarının taşıdığı kirli kan bulunur. Kirli kan buradan akciğerlere akciğer atardamarı ile taşınır. Akciğerlerde kirli kan oksijen seviyesi artarak temiz kan halini alır ve akciğerlerden akciğer toplardamarı ile sol kulakçık ve karıncığa döner. Sol karıncıktan Aort(vücudun ana atar damarı) ile tüm vücuda temiz kan pompalanır. Sağ ve soldaki yapılar arasında normal koşullarda direkt geçiş yoktur. Kalbin sağ ve sol Kulakçıklar arasındaki duvarda delik bulunmasına Atrial Septal Defekt (ASD), doğumda kapanması gereken fakat yetersiz kapanan kulaçıklar arasındaki zarın valf tarzındaki defektine Patent Foramen Ovale (PFO) , karıncıklar arasındaki duvarda delik olmasına Ventriküler Septal Defekt (VSD) denir.Bu delikler çeşitli sayıda ve büyüklükte olabilir. Akciğer atardamarı ile Aort arasındaki geçiş Patent Duktus Arteriosus (PDA) olarak adlandırılır.

 

ASD ( Atriyal Septal Defekt ) Önemi:

Sol kulakçıktaki temiz kan, duvardaki defekt yolu ile sağ kulakçığa geçer. Buradan akciğere taşınan kan akciğerin yükünü arttırabilir , zaman içinde akciğer atardamarı basıncı artar, kalp yetmezliği gelişebilir. Bacak damarlarında oluşabilecek pıhtılar kalpdeki bu delik yolu ile beyne ulaşıp felce neden olabilmektedir.

 

PFO ( Patent Foramen Ovale ) Önemi:

Toplumda sık (~%20) görülür. Fakat nadiren ıkınma öksürme sonucu göğüs içi basıncı arttırıp kalbin sağ tarafından sola geçişe neden olarak pıhtının beyne ulaşmasına ve felce neden olur.

Tedavi: 1) Cerrahi olarak yama ile kapatma

2) Transkatater ( ameliyatsız) kapatma

 

  1. Cerrahi Kapatma: Bu ameliyat hastanın göğsünün ortasındaki kaburgaları birleştiren iman tahtası kemiği (sternum) kesilerek yapılmaktadır. Delik direkt olarak dikilerek ya da deliğin tipine göre uygun bir yama kullanılarak onarılır.
  2. Transkatater Kapatma: Kasık bölgesinde lokal anestezi altında katater ile küçük bir keşi açılarak toplardamara ve kalbe kataterler ile ulaşılır. ASD kapatma cihazları birbirine bağlı iki disk şeklindedir. Katater içinden ilerletilerek kalbe , deliğe ulaşılır. Deliğin boyutuna uygun olarak seçilen kapatma cihazının bir diski sol kulakçık, diğer diski sağ kulakçık içinde açılır ve delik kapatılır. İşlemden öncesi 4-12 saat açlık gerekmektedir. İşlem sırasında kalbin eşzamanlı ultrason görüntüleri alınmaktadır. Yemek borusundan lokal anestezi altında ultrasona ait hortum(USG probu) kalp seviyesine ilerletilip kalbin görüntüleri alınmaktadır.Kapatma cihazının kalp içi doku ile kaplanması 3-6 ay sürmektedir. Hasta kalbin içindeki bu cihazı hissetmez.İşlem sonası hasta 1 gün sonra taburcu edilir.En az altı ay hastaların kan sulandırıcı kullanmaları gerekmektedir. İşlem sonrası ameliyat diş tedavisi v.s. girişim durumlarında kalp enfeksiyonları gelişebilme riski nedeni ile bu durumlarda antibiotik kullanımı gerekmektedir.

 

PFO onarımı: Transkatater kapatma , ASD onarımı ile benzer protokol izlenir.

 

 

PDA (Patent duktus arteriozus) Önemi: Doğumdan sonra kapanması gereken Aort-Akciğer atardamar bağlantısı, akciğere fazla kan gitmesine , akciğer damarında basıncın yükselmesine ve zamanla kalp yetmezliğine neden olabilmektedir. Ayrıca kalp içi enfeksiyonlara zemin hazırlayabilmektedir. Cerrahi yöntem uygulanabilmekte. Uygun vakalarda transkatater kapatma uygulanmaktadır.

İşlem:

ASD kapatılmasına benzer yöntemle kasıktan toplar damar ile kalbe .akciğer toplar damarına ve aort arasındaki deliğe ulaşılır, diske benzer uygun boyuttaki cihaz defekte yerleştirilir.

 

VSD (Ventriküler septal defekt) Önemi: Sağ-sol karıncık arasında normalde olmaması gereken delik soldan sağa geçiş , kirli ve temiz kanın karışması ve kalbin iş yükünün artmasına neden olmakta, kalp yetmezliği ritm bozukluğu, kalp içi enfeksiyonlara neden olabilmektedir. Cerrahi yöntemlerle kapatılabilen VSD katater yolu ile uygun vakalarda kapatılmaktadır.

Yöntem: ASD kapatılmasına benzer yöntemle kasıktan toplar damar ile kalbe .akciğer toplar damarına ve aort arasındaki deliğe ulaşılır, diske benzer uygun boyuttaki cihaz defekte yerleştirilir. Kontrol ekokardiyografi le işlemin etkinliği değerlendirilmekte, kan sulandırıcı tedavi ve gereğinde(ameliyat, ve çeşitli endoskopik işlem, diş tedavisi önesinde) antibiotik kullanılması gerekmektedir.

 

Koroner Anjiografi kalp damar hastalığı teşhisinde kullanılan en önemli tanı yöntemdir. En sık kasık bölgesindeki atardamardan (bezen de koldaki atardamarlardan) bölgesel anestezi sonrasında bir katater yardımı ile kalp damarlarına ulaşılıp damar içine radyoopak madde verilerek kalp damarları  görüntülenilir ve mevcut olan darlıklar tespit edilir.

Koroner Anjiografi öncesinde geceden itibaren aç olarak gelinmelidir. Eğer şeker ilacı kullanılıyorsa sabah mutlaka atlanmalıdır ve kan şekeri fazla düşüyorsa az bir öğün yenilebilir. Anjiografi yapılacak bölgenin işlem sabahı mutlaka tüylerden arındırılmış olması gerekir, işlem sırasında bu bölge antiseptik bir sıvı ile silinerek steril örtülerle örtülecektir.

Anjiyografi işlemi sırasında kullanılacak arter ponksiyonunu takiben ilgili bölgeye giriş imkanı sağlayacakj kateter yerleştirilir ve işlem boyunca tüm girişimler bu bölgeden yapılır. Anjiyografi bitimini takiben ilgili kateter çekilir, girişim bölgesine tampon uygulanır, kasık damarından girişim yapılmış ise üstüne ağırlık konularak 2-6 saat süre ile hastanın düz yatması önerilir. Koldan yapılan girişimlerde ilgili bölgeye baskılı bandaj uygulandıktan sonra işlem sonlandırılır. Anjiyografi işlemlerinde genellikle kasık bölgesi kullanılır, çünkü ilgili bölgeden yapılacak girişimlerde işlem süresi daha kısa, işlem esnasında manevra kabiliyeti daha uygun ve komplikasyon ihtimali daha düşük olması avantajdır. Koldan girişimler ise genellikle perifeik l arter hastalığı olup kasık damarlarından girişim yapılamayan hastalarda tercih edilir. Anjiyografi yapıldığı gün ek başka problem yoksa hastalar taburcu edilir ve  1 gün sonra hastalara günlük işlerine dönebilir. Eğer anjiyografi sonrası girişim bölgesinde şişlik kanama ve ilgili bacakda ağrı, morarma, his kaybı  meydana gelirse bir sağlık kurulıuşuna başvurulmalıdır.

 

Koroner arter hastalığı, koroner arterlerin duvarlarında oluşan aterosklerotik plakların neden olduğu hastalıktır. Dünyada en fazla ölüme neden olan hastalık koroner arter hastalığıdır. Koroner arterler ana atar damar olan aortadan aldıkları temiz kanı kalp hücrelerine taşımakla görevidirler.

Koroner arterler aort damarından sağ ve sol ana koronerler olarak çıkan kalbe temiz kan taşıyan damarlardır. Sağ koroner arter tekbir anadal olarak seyrederken sol ana koroner arter aorttan çıktıktan sonra sol ön inen arter ve sirkümfleks arter olarak ikiye ayrılır. Sol ön inen arter sol karıncığın ön yüzünde seyrederken sirkümfleks arter kalbin arkasında seyretmektedir.

Ateroskleroz damar duvarında "aterom" adım verdiğimiz yağ parçacıkların birikimi ile oluşan ve damarların boşluğunu tıkayarak normal kan akımını bozan bir hastalık sürecidir. Aterosklerozun koroner arterlerde meydana gelmesi ile oluşan hastalığa koroner arter hastalığı denilmektedir. Koroner ateroskleroz yıllar boyu süren bir süreç olup bebeklik döneminde başlamaktadır. Hastalık boyutuna genelde kırklı yaşlarda gelmektedir.

Ateroskleroz gelişiminde kişisel ve çevresel faktörler rol oynamaktatır. Kişisel faktörler, birinci derece akrabalarda koroner arter hastalığı olması, tansiyon yüksekliği, kolesterol yüksekliği, şeker hastalığı olması, yaş ve genetik faktörlerdir. Çevresel veya sonradan edinilen risk faktörleri ise en önemli olarak sigara kullanımı, yüksek kolesterol içerikli gıdalarla beslenme, stresli ve tembel yaşam şeklidir.

Zamanla koroner arterler içersinde gelişen aterom adını verdiğimiz yağ birikimleri damarlardaki kan akımını engelleyerek kalp kasının beslenmesini bozarak hastada şikayetleri başlatmaktadır. Şikayetleri ilk önce merdiven çıkma, koşma , stres gibi kalbin kan ihtiyacının arttığı durumlarda oluşabilir, darlığın derecesi arttıkça istirahatte esnasında da ağrı oluşabilir. En sık görülen şikayet göğüs ağrısıdır, bunun dışında göğüsde daralma, sıkışma, yanma, nefes darlığı oluşturabilmektedir. Koroner arterdeki daralma ani şekilde oluşursa yani ani tıkanma meydana gelir ve kan akımı başka bir yerden sağlanamazsa, kalp kasının ölümü ile sonuçlanan, kalp krizi durumu ( yani Miyokard enfarktüsü.) oluşmaktadır.

Koroner arter hastanın hikâyesi, EKG,efor testi, nükleer tıp tetkikleri, radyolojik tetkikler ve koroner anjiyografi kullanılmaktadır. Tıkanmanın yerini ve miktarını belirlemede ve kesin tanıda en güçlü tetkik koroner anjiyografidir. Tedavisinde ilaçlar, cerrahi (By Pass) ve anjiyografi eşliğinde müdahaleler (Balon, Stent) kullanılmaktadır. Koroner anjiyografıde tespit edilen darlığın yeri-miktan, hastanın durumu ve hasta ile doktorun alacağı karara göre yapılacak müdahale belirlenmektedir. Nasıl bir tedavi şekli seçilirse seçilsin bu hastalık ömür boyu tedavi gerektiren bir hastalıktır.

 

Koroner damarlara yerleştirilebilen stentler iç yüzey özelliğine göre ilaç kaplı olan ve olmayan olarak ikiye ayrılmaktadır. İlaç kaplı stentler, metal stentlerin üzerinin hücre çoğalmasını baskılayan ilaçlarla kaplanması ile oluşur. Uygulamada birçok farklı ilaçla kaplanmış değişik boyutlarda stentler mevcuttur.

İlaç kaplı olan stentler, önceki (ilaç kaplı olmayan) stentlerde yaklaşık % 20-30 sıklıkla görülen daralma riskine karşı geliştirilen stentlerdir. İlaç kaplı stentlerde bu daralma riski daha düşük olmakla birlikte ilaç kaplı stentler daha pahalıdır ve ayrıca açık kalabilmeleri için ilaç kaplı stent takılan hastaların klopidogrel isimli kan sulandırıcı ilacı uzun süre kullanması gereklidir. Bu ilaç alınmazsa ilaç kaplı stentte ani tıkanma riski mevcuttur. İlaç kaplı stent takıldıktan sonra bu ilacın ne zaman bırakılabileceği henüz net olarak belli değildir. Bu durum maliyet sorununa ek olarak sonradan gerekebilecek başka ameliyatlar sırasında kanama sorununu gündeme getirebilir.

Hastanın mevcut klinik durumuna ve uygulanacak damarın özelliklerine göre stent seçimi önemlidir. Stent cinsine karar verirken, damar çapı ve damarın önemi (beslediği kalp kası miktarı vb) göz önüne alınır. Damar çapı (kalibresi) küçüldükçe stentlerin sonradan daralma riski artar. Bugün için yaygın uygulama, önemli damarlarda ve daralma riski yüksek hallerde ilaç kaplı stent kullanmaktır. Çoğu tıbbi tedavi ve girişimde olduğu gibi stentlerde de her koşulda ve her zaman en iyisi olan bir tek çeşit yoktur.

 

Koroner stent takılan hastalar nelere dikkat etmeli ?

Stent takıldıktan sonra erken dönemde hastanın ;

-Devam eden göğüs ağrısı ( 5 dakika aralarla kullanılan üç dil altı nitrogliserine karşı

geçmeyen, 15 dk dan daha uzun süren ),

-Düzensiz nabız, baş dönmesi, göz kararması,

-Günde 1-2 kilo, haftada 3-5 kilo alınması,

-Kısa sürede nefes darlığı gelişmesi,

-İşlem yapılan bölgede hafif bir morarma ve sertliğin olabileceği ancak;

->Kateter giriş yerinde yeni bir kanama,

->Yeni oluşup artan ve büyüyen şişlik,

->İşlem yapılan bacakta kızarıklık, şişlik, akıntı ya da sıcaklık hissi, ağrı,

->Hissizlik, uyuşukluk olması halinde durumu doktoruna bildirmesi gerekmektedir.

Ayrıca hastanın ;

-Taburcu olduktan sonra bir yakını ile eve gitmesi, -Kateter yerindeki pansumanın 1

gün sonra kaldırabileceği,

-Sabun ve su ile girişim bölgesini ovmadan banyo yapılması (banyo ve duşa izin

verildi ise),

-Girişim yerinde  hassasiyet azalıncaya  kadar sıkı  kıyafetlerin giyilmemesi,

-İlk hafta ağır aktivitelerden kaçınması (yüzme, koşma, bisiklete binme, dans etme,

merdiven çıkma vb.),

-Kateter giriş yerini çarpma ve vurmalardan koruması, -İlk 2-3 gün ağır şeyleri

kaldırmaması, itmemesi ya da çekmemesi,

-En az 1 hafta araba kullanmaması,

-İlk 2 gün merdiveni kullanmaktan kaçınması, zorunlu ise önce kateter işlem

yapılmayan taraftaki ayağını atması sonra diğer ayağını yanına getirmesi,

-İşlem sonrası ilk 2-3 gün cinsel aktiviteden kaçınması,

-Konstipasyondan ve ıkınmadan kaçınması konularında dikkatli olunmalıdır.

Stent takıldıktan sonra uzun dönemde ise;

-  Sigara içmeyin, içiyorsanız mutlaka ve hemen bırakın.

-  Düzenli olarak kan basıncınızı ölçün / ölçtürün, takipte olun.

-  Kandaki kötü huylu (LDL) kolesterol düzeyinizin 100 mg/dl tercihen 70

mg/dl’nin altında olması gereklidir. Bu konuda doktorunuzla görüşün,önerilen

diete uyun .

-  Şekeriniz varsa tedavisi için mutlaka uzman bir hekimin takibinde olun.

-  Stentin daralmasını / tıkanmasını önleyecek ilaçlar almanız gerekecektir.

Bunları doktorunuza sorun ve aksatmayın.

-  Tüm sağlıklı kişiler gibi, ancak daha da önemli olarak düzenli egzersiz yapın.

-Ayrıca önerilen arılıklarda poliklinik takiplerinizi aksatmayın .

 

 

Stent, kalp damarlarında ciddi darlık bulunan hastaların tedavisinda kullanılan balonla genişletilen metal kafes şeklindeki tüplerdir. Koroner anjiografi sonrası damarında ciddi düzeyde darlık tespit edilen hastalarda, damarın beslediği kalp kasındaki azalmış kan akımını arttırmak için stent takılması gerekebilir. Ayrıca kalp krizi ile başvuran hastalarda acil yapılan koroner anjiografi sonrası krizden sorumlu tıkalı damarı açmak için de balon  sonrasında stent kullanılır ve tıkalı damardaki kan akımının yeniden sağlanması mümkün olur.

İşlem esnasında kılavuz kateterle kalp damarının girişine  ulaşıldıktan sonra içinden geçirilen kılavuz tel darlığın alt kısmına karad ilerletilir, daha sonra gerekirse balon dilatasyonu sonrası veya direkt stent darlık bölgesine getirilir ve ilgili bölgede şişirilerek darlık açılır. Stent yerleştirme işlemi esnasında kan sulandırıcı tedavi verildiği için işlem sonrası arter girişim bölgesindeki kateter kanama riskinden dolayı 6 saat sonra çekilir ve baskılı bandaj, ağırlık uygulaması ile birlikte kateteter çekildikten sonra 6 saat süre ile yatmak gerekir

Günümüzde çıplak metal stentler ve ilaç kaplı stentler olmak üzere 2 farklı stent kullanılmakatdır. İlaç kaplı stentlerde, çıplak stentlere ek olarak üstünde bulunan ilaçlardan dolayı yeniden daralma riski normal stentlere göre%50-60 daha azdır. İlaç kaplı stentler ince damarlarda, uzun darlıklarda, diabetik hastalarda ve daha önceden normal stent takılmış fakat yeniden daralan hastalarda  özellikle kullanılması önerilir.

 

 

Mitral kapak, kalbin sol kulakçığı ile sol karıncığı arasında yer alır, kalbin gevşemesi esnasında kanın kulakçıktan karıncığa geçişini sağlar, kasılma döneminde ise kanın karıncıktan kulakçığa geçişini engeller.Mitral kapakta meydana gelen herhangi bir hasar, kapakta darlık ya da yetmezliğe neden olabilir. Mitral kapakta darlık ya da yetmezlik sonucu istirahat halinde ya da iş yapmakla ortaya çıkan çarpıntı, nefes darlığı, yorgunluk ve kanlı balgam şikayetlerinin belirmesine, mitral kapak hastalığı denir. Mitral kapak hastalıkları ülkemizde en sık romatizmal kalp hastalığına bağlıdır ve mitral darlığı şeklindedir. Batı ülkelerinde ise genellikle yaşlılarda görülen mitral kapak yetmezliği şeklindedir.

Ateşli romatizmal hastalık: Bizim ülkemizde olduğu gibi özellikle gelişmekte olan ülkelerde mitral kapak hastalığının en sık nedenidir. Beta mikrobu olarak bilinen bakteri sıklıkla boğaz enfeksiyonuna neden olur ve yaklaşık 3 hafta sonra eklemlerde şişlik ve kızarıklık ortaya çıkar. Eğer mikroba bağlı gelişen vücuttaki savunma sistemi kalp kapağını da tutarsa kapakta hasarlarıma meydana gelir. Mitral kapakta meydana gelen hasar yaprakçıklarda yapışıklıklara neden   olur ve genelde darlık şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Mitral kapağın sol kulakçığa sarkması: Gelişmiş batı ülkelerinde en sık görülen nedendir. Ailesel geçişli olup, kadınlarda sık olarak görülür. Mitral kapak yaprakçıklarına tutunan ipliksi dokularda uzamadan dolayı yaprakçıkların kalbin kasıldığı dönemlerde sol kulakçığa sarkması sonucu oluşur. Mitral kapakta kaçaklara neden olabilir.
Geçirilmiş kalp iltihabı: Geçirilmiş kalp iltihabı diğer kapaklarda hasara neden olabileceği gibi mitral kapakta da hasara neden olabilir. Ölüm oranı yüksektir ve sıklıkla direnci düşmüş, yaşlı, şeker        hastaları ve        uyuşturucu bağımlılarında görülür.

Doğumsal nedenler: Doğumsal olarak mitral kapağın yapısındaki bozukluklara bağlı darlık ya da yetmezlik şeklinde meydana gelebilir.

Geçirilmiş kalp krizi: Mitral kapağın beslenmesi kalp damarları tarafından olmaktadır. Özellikle sol karıncığı besleyen kalp damarlarında tıkanma sonucu, mitral kapağın sol karıncığa tutunmasını sağlayan kas dokusu zarar görülebilir. Bu kas dokusunun zarar görmesi sonucu mitral          kapak yaprakçıklarının fonksiyonu bozulabilir.

Mitral kapak hastalıklarının belirtileri nelerdir?

Mitral kapak hastalığında hastaların şikayetleri genelde eforla ortaya çıkarken, istirahat halinde de görülebilir. İstirahat halindeki şikayetler hastalığın ilerlediğinin göstergesidir. Bu tip hastalarda kalbin kas yapısı da bozulabilir. Hastalar genelde iş yaparken göğüs ağrısı, nefes darlığı, çabuk yorulma, çarpıntı ve kanlı balgam şikayetlerinden yakınırlar. Mitral yetmezliğinde sol kulakçığın fazla genişlemesine bağlı ritim bozukluğu sıklıkla görülür. Bu tür ritim bozukluğunda hastaların kalbi, sanki güvercin kanadı çırpıyormuş hissi verircesine çarpar. Oldukça sıkıntıya sokar ve beraberinde akciğerlerde sıvı birikimine bağlı nefes

 

darlığına neden olur. Mitral darlığında ise sol kulakçıktaki kanın akışkanlığının yavaşlamasından dolayı pıhtı oluşabilir. Bu pıhtının yerinden oynaması sonucu vücuttaki kol, bacak ya da beyin damarlarını tıkayabilir ve hayatı tehdit eden çok ciddi tablolara yol açabilir.

Mitral kapak hastalıklarının tedavisi nasıl yapılmaktadır?:

Mitral kapak hastalığının tedavisi hastanın fonksiyonel kapasitesi, kalbin kasılma fonksiyonları ve kalbin içindeki basınç değişikliklerine göre belirlenir. Bu hastalarda kapağın mikrop kapma riski yüksek olacağı için diş çekimi dahil her türlü kanama riski yüksek olan müdahalelerde operasyon öncesi antibiyotik tedavisinin düzenlenmesi gerekir. Fonksiyonel kapasitesi iyi ve kalp fonksiyonları bozulmayan hastalarda ilaç tedavisi yeterli olurken aksi durumlarda hastanın ayrıntılı değerlendirilmesini takiben kapağa cerrahi veya uygun durumlarda mekanik kardiyolojik tedavi teknikleriyle müdahale edilebilir.